Yeniliklerden Haberdar Ol
Kaydol
Taşkın TAŞAR
Taşkın TAŞAR (2)

Yeni Medeniyet Derneği Y.K. Üyesi

17 Eylül Üniversitesi İktisat

  

19.Mar.2016 Be the first to comment! Written by

 



Geçmişten günümüze birçok antlaşma olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Bunlardan bazıları gizli, bazıları ise resmi antlaşmalardır. Gizli antlaşma olarak tabir ettiğimiz antlaşmalardan bazıları zamanla gün yüzüne çıkmakta, bazıları ise gizli kalmaya devam etmektedir.
 Sykes Picot antlaşması da gizli olup zamana yenilerek açığa çıkan bir antlaşmadır. İngiltere ve Fransa arasında yapılan bu antlaşma, İngiltere Hükümetini temsilen Mark Sykes ve Fransa hükümetini temsilen Francois Georges-Picot arasında imzalanmıştır. Sömürgecilik hedefi güden Sykes ve Picot Ortadoğu üzerinde,  başta Osmanlı’yı yıkmak olmak üzere bölgede hakimiyet elde etmek için yapılan tüm planlarda baş aktörler olarak görülmektedir. Ortadoğu coğrafyası eşi benzeri olmayan zenginliklerle doludur. Bu da bu bölgede hakim olmak isteyen ülkelerin kirli oyunlarına sahne olmaktadır. Sykes Picot antlaşması 1.Dünya Savaşı sırasında 16 Mayıs 1916’da yapılmıştır. 1915 yılında Arabistan Yarımadasını ele geçiren İngiltere , Osmanlı Devletine karşı ayaklanan Mekkeli Şerif Hüseyin’i destekleyerek başta  
Filistin ve Irak toprakları olmak üzere kendisine bağımlı bir Arap sömürge devleti kurmayı amaçlamaktaydı. Fransa devleti ise böyle bir duruma karşı çıkarak İngiltere üstünde kurduğu baskıyla beraber yeni bir ortak antlaşmanın zeminini oluşturmak istedi. Rusya’nın da onayı alınarak imzalanan bu antlaşmanın maddelerine bakıldığında;
1. Öncelikle Rusya’ya Trabzon, Van, Bitlis, Erzurum ve Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmı,
2. Adana, Antep, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Musul, Suriye kıyıları ve Doğu Akdeniz bölgesi,
3. İngiltere’ye Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Basra ve Güney Mezopotamya verilmekteydi.
4. Fransa ile İngiltere’nin elde ettiği topraklarda Arap Devletleri Konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak,
5. İskenderun serbest liman olacak,
6. Filistin’de kutsal yerleşim yeri olması nedeni ile bir uluslararası yönetim kurulacak.
olarak belirlenmiştir.
Bu antlaşma uzun süre gizli kalmamış ve 1917’deki Rus devriminden sonra Rusya bu antlaşmadan vazgeçmiş ve Sovyetler Birliği’nin kurucusu olan Lenin bu gizli olan antlaşmayı tüm dünya kamuoyuna açıklamıştır. Tüm dünyanın bunu öğrenmesi , hedeflenen ve kurulan planların önüne geçememiştir. Günümüzde bile Ortadoğu’da devam eden sorunlar bu ülkelerin düşüncelerinden vazgeçmediklerinin bir göstergesidir. Bu hayata geçmemiş gibi gözüken maddelerin uzun yıllardır bu bölgede çeşitli terör örgütleri vasıtasıyla uygulanılmaya konulmak istenmesi aslında bu planlara ve Ortadoğu’ya ne kadar önem verdiklerini göstermektedir. Günümüzde halen devam eden karışıklıklar yüz yıl öncesinden planlanmış ve uygulanmaya devam etmektedir. Ülkemizdeki karışıklıklar da bunun temeline dayanmaktadır. Maalesef Araplar üzerinde uygulanan politikanın neredeyse aynısı Türkiye üzerinde de uygulanmak istenmektedir. Ortadoğu yeraltı zenginlikleri , konumu ve değeri bakımından bütün sömürgeci ülkelerin ilgisini çekmiştir. Bu sömürgeci ülkeler 1920’li yıllardan 1940’lı yıllara kadar Arap dünyasındaki güçlerini kullanmaya devam etmiş, bu bölgede mutlak bir hakimiyet kurmak istemişlerdir. Bunun sonucunda ise sömürülen devletler arasın da olmak istemeyen Arap siyaseti,
 
günümüzde Mısır, Irak ve Suriye başta olmak üzere yönünü bu bölgeye çevirmiştir. Burada ki amaç sömürgecilerden ve sömürgeci sistemden kurtulmak isteyen milliyetçi bir yap oluşturmaktır. Önlerindeki en büyük engel ise milliyetçilik , laiklik ve İslam anlayışı arasındaki kimlik mücadelesidir. Her ne kadar gelişen bir Arap toplumu olsa da sınıf farklılıkları geçmişten günümüze halen devam etmekte ve birlik bir türlü sağlanamamaktadır. Özellikle son 40 yılda Arap dünyası toplum yapısında ki farklılıkları çözmek için ulusal bir çözüm çıkaramamış ve genel olarak bir ilerleme kaydedememiştir. Bu başarısız tutum sınırların değişmesinden başlayarak siyasi ve etnik kimliklere kadar ulaşmış ve sömürgeci devletlerin buradaki emellerine ulaşmasında etkin rol oynamıştır. Son 40 yılda Arap dünyasının nüfusu ikiye katlanmıştır. Çözülmemiş sorunlarla birlikte nüfusun bu denli artması sorunların daha da büyümesine neden olmuştur. Büyüyen nüfusla birlikte yetişen yeni nesil ekonomiden eğitim ve gelecek kaygısına dair birçok sorunla yüzleşmek ve bunları yaşamak zorunda kalmıştır. Tüm bu etkenler sonucunda 2011 yılından itibaren bu düzenle büyüyen neslin bu düzeni bozma çabaları başlamıştır. Sonuçları belli olmayan bu tutumun bölge halkı üstünde nasıl bir etki bırakacağını kestirmek zordur. Bir bakıma iyi gözüken bu başkaldırma aslında senelerce sürebilecek bir kaos ortamının ve daha büyük bir tehlikenin de habercisi olabilir.


                                                                                                          Taşkın Taşar



Kaynakça
http://www.ait.hacettepe.edu.tr/egitim/ait203204/I6.pdf
http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt5/cilt5sayi20_pdf/2_tarih/deniz_sadiye.pdf
http://bas-haber.com/Content/uploads/pdf-tr-17.01.2016.pdf
http://www.dunyabulteni.net/haberler/301594/odoguda-yuzyil-suren-bir-paylasim-sykes-picot-anlasmasi
http://www.turkcebilgi.com/sykes-picot_antla%C5%9Fmas%C4%B1

 

20.Şub.2016 Be the first to comment! Written by

 

BosnaHersek-Sırbistanİlişkileri
     Çok eski bir tarihe ve geçmişe dayanan bu iki ülke , her ne kadar olumsuzluklarla dolu bir geçmiş ve önyargıya sahip olsa da son yıllardaki atılımlar iki ülke arasındaki tüm ilişkileri güçlendirmekte ve güçlendirmeye de devam etmektedir.

     Kısaca bu iki ülke hakkında bilgi vermek gerekirse; Bosna-Hersek 4.500.000 kişilik nüfusa sahiptir. İçlerinde Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar olmak üzere 3 ayrı etnik grubu barındırmaktadır. Birçok dilde etnik kimlik önemsenmeden tüm halka Bosnalı denmektedir. Türkçede de tarihten gelen yakınlıktan dolayı Boşnaklar denir, yani Bosnalı Müslümanlar kastedilir. Ülke yönetim bakımından 2’ye bölünmüştür. Bunlar Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyetidir. Devletin başkenti ve en büyük şehri Saraybosna’dır. Eski Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin ,6 cumhuriyetinden biri olan Bosna bağımsızlığını 1990lı yıllardaki Yugoslavya’nın çöküşü sırasında almıştır. O dönemde bağımsızlığı referanduma bağlanan Bosna, yapılan referandum sonucunda bağımsızlığını ilan etmiştir. Ancak bunu kabul etmeyen Sırplar 1995 yılına kadar sürecek bir savaşı başlatmışlardır. Bu iki ülke arasındaki en büyük sıkıntılarda bu dönemde yaşanan olayların sonuçları olarak gösterilmektedir.1995 yılına kadar süren Bosna savaşından sonra Dayton Antlaşması imzalanmıştır. Bosna Hersek Yüksek Temsilciliği kurulmuştur. Bu temsilcilik Cumhurbaşkanını görevden alma yetkisine bile sahiptir. Bu antlaşmaya göre Üçlü Cumhurbaşkanlığı Konseyi ile birlikte ülkedeki üç etnik grupta temsil edilecektir. Ülkenin %40’ını Müslümanlar , %31ini Ortodokslar , %15ini Katolikler  
ve geri kalan kısmını da diğer etnik gruplar oluşturmaktadır.

      Sırbistan ise 420 yıl boyunca Osmanlı egemenliğinde kalmıştır. Eski Yugoslavya’nın bir arada kalan iki parçası olan Sırbistan-Karadağ birliği,21 Mayıs 2006 günü yapılan referandumla birlikte ortadan kalkmıştır. 3 Haziran 2006 tarihinde her iki ülke parlamentosunun birliğin sona ermesini onaylaması ile son bulmuştur. Sırbistan’ın başkenti Belgrad, Karadağ’ın başkenti ise Podgorica olarak belirlenmiştir. Her ülke kendi politikalarını belirleme  yetkisine sahiptir. Sırbistan’ın nüfusunun %82.9’u Sırp,%3.9’u Macar,%1,8’i Boşnak ve diğer etnik gruplardan oluşmaktadır. Geçmişten süre gelen problemlerden dolayı , ilişkilerde sık sık sıkıntılar yaşanması doğal ve beklenen bir durumdur. Git gide düzelen ilişkiler birçok alanda da etkisini göstermektedir. Günümüzde Bosna ve Sırbistan arasında düzelen ilişkiler 
ticari anlamda diğer ülkelere de yansımaktadır.

     Bosna Hersek ve Sırbistan arasındaki ekonomik ilişkilere baktığımızda gözümüze çarpan ilk ekonomik ilişki Serbest Ticaret Anlaşmasıdır (STA).STA bu iki ülke arasındaki ticari serbestliği sağlayan bir anlaşmadır. Ancak Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması’nın (CEFTA) yürürlüğe girmesi ile birlikte bu anlaşma işlevini yitirmiştir. Diğer önemli ekonomik ilişkileri ise Bosna Hersek-Sırbistan-Türkiye üçlü iş forumudur. Diğer önemli ekonomik ilişki ise Bosna-Hersek , Sırbistan ve Türkiye arasında kurulan üçlü iş forumudur. Oluşturulan bu forumda, Türkiye bu bölgedeki kalkınmanın Bosna Hersek ile Sırbistan arasındaki iyi ekonomik ilişkilere dayanacağını düşündüğü için, iki ülke arasında bir arabulucu rolü üstlenerek bölgedeki ekonomik kalkınmayı sağlamak istemiştir. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilere bakıldığında Türkiye’nin forumdaki rolünü etkin bir şekilde yerine getirdiği istatistiki bilgiler ile de desteklenmektedir.

 

      Bosna Hersek pazarına baktığımızda Sırbistan ürünleri ülkede üçüncü büyük pazara sahiptir. İkili ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır ve bu yönde çalışmalar yapmaktadırlar. Sırbistan Hükümeti Srebrenica belediyesine 5 milyon Euro değerinde anaokulu , yol ve köprü inşaatı için yardımda bulunmuştur. Ayrıca ikili AB fonlarından yararlanmak için ortak karar almakta ve beraber hareket etmektedirler.
      Bu iki ülke arasında ki ticari ilişkide diğer unsurlarda olduğu gibi sürekli bir artış hali göstermektedir. Sırbistan’ın  yaptığı ihracat sıralamasında Bosna Hersek birinci sırada yer almaktadır. İkinci Almanya ,üçüncü ise Karadağ’dır. İthalatta ise ilk üç ülke Rusya, Almanya ve İtalya’dır. Bosna Hersek ise 10. Sırada bulunmaktadır. Sırbistan Bosna Hersek’e yatırım yapan en büyük 3. Dış yatırımcı ülkedir. Sosyolojik olarak da birbirleri ile etkileşim halinde bulunan bu iki ülke kısa bir süre olarak kabul edebileceğimiz dönemde aralarındaki ilişkileri çok hızlı bir şekilde ilerletmekte ve geliştirmektedir.

 



Kaynakça
http://politikaakademisi.org/2014/02/08/bosna-hersekte-bahar-baska-olur/
http://politikaakademisi.org/2012/11/26/soguk-savas-sonrasinda-bosna-hersek-krizi-ve-turkiye-bosna-hersek-iliskileri/
https://tr.wikipedia.org/wiki/SırbistanTürkiye_ilişkileriwww.een.kso.org.tr/up/dene/Bosna_Hersek_ulke_raporu_2011.pdf
www.ebso.org.tr/ebsomedia/.../sirbistan-ulke-raporu_19800238.doc


                                                                                             Taşkın Taşar-Uğur Işık