Yeniliklerden Haberdar Ol
Kaydol
Muhammed KÜÇÜKALTUN
Muhammed KÜÇÜKALTUN (2)

Yeni Medeniyet Derneği Y.K. Üyesi

17 Eylül Üniversitesi

   Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

19.Mar.2016 Be the first to comment! Written by

 

 

 

Uzun süredir Türk ve Dünya basınını meşgul eden ve etmeye devam edecek olan ABD başkanlık yarışı veya savaşı, hararetli ve süprizlerle dolu bir şekilde devam etmektedir. Başkanlık seçimi 8 Kasım’da yapılacak ve yeni başkan  görevine Ocak 2017 de başlayacaktır. Kuruluşundan itibaren kendine özgü yönetim sistemini sürekli olarak iyileştiren  ve onararak günümüze kadar gelmiş bir sistem ile yönetilen Amerika Birleşik Devleti haliyle kendine has kurallara sahiptir.

 

            ABD’ de süreç ülkemizdekinden biraz daha farklı ilerlemektedir. ABD’de iki ana akım parti var. Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti. Aday adayları bu partilerden yarışa başlamaktadırlar. Önce kendi parti içlerinde sonra da partiler arasında yarışı devam ettirmektedirler. Ayrıca küçük bir parantez açıp doğru bilinen bir yanlışı düzeltmek istiyorum. Halk oyu başkan seçmek için değil, başkanı seçecek Seçiciler Kurulu’na üye seçmek için kullanır. İlginç değil mi? Seçim bizdeki gibi bir günde de yapılmaz. 50 eyalette Ocak ayından Haziran ortasına kadar uzun bir ön seçim süreci gerçekleştirilir. Bu süreçte en önemli dönemeç , “Süper Salı” denilen ondan fazla eyalette aynı anda yapılan ön seçimdir. Süper Salı’yı kazanan adaylara başkan adayı gözüyle bakılabilmektedir.

 

            Şimdi gelelim gidişata. Seçim sürecinde birçok isim aday oldu ancak seçmenden beklediği karşılığı bulamayan ve yarıştan çekilen isimler de yok değil. Mesela Obama neden aday olmadı diye soranlarınız vardır, cevaplayalım. Tıpkı bizde Cumhurbaşkanı’nın 3. Kez aday olamaması gibi ABD’de iki dönem başkanlık yapmış siyasetçinin 3. Kez aday olamaması kuralı var. Bu sebeple Barack Obama yarışta yok. Partilerde ise isimler şöyle: Demokrat partide Hillary Clinton ve Bernie Sanders Cumhuriyetçi Partide ise en iddialı isimler Donald Trump, Ted Cruz ve Marco Rubio oldu. Süper Salı’nın öneminden bahsetmiştim. Günün kazananı ve totalde yarışı önde götüren iki isim Hillary Clinton ve Donald Trump oldu. Hal böyle olunca başkanlık yarışının da bu iki isim arasında geçeceği tahmin edilmektedir. Özellikle otoriteleri ve uzmanları hayli şaşırtan Donald Trump, beklenmeyen bir yükseliş göstermiştir. Sebebini açıklamak güç olsa da tahminlerin başında zengin bir iş adamı kimliğinin ön plana çıkması,  buna karşılık Amerika’nın krizde ve işsizliğin gün geçtikçe artıyor olması gösterilmektedir. Ayrıca yapılan anketlerde endişeli seçmenin Trump’a umut bağladığı çok açık bir şekilde görülmektedir. İlginçtir ki belli kesimlerin aşırı nefretini ve eleştirisini kazanan Trump, tüm olanlara rağmen yaptığı aykırılıkları ve sert açıklamaları kendisine oy kazandırmaya devam etmektedir. Müslümanlar açısından ise durum biraz kritik. Müslüman düşmanı ve göçmen karşıtı bir tutum sergileyen, cahilliğiyle övünen başkan adayına bir tepki de Obama’dan geldi. Amerikaya en azından ülkelerin başkentlerini bilecek seviyede bir başkan seçilmesi gerektiğini ima etti.

 

Seçim Fetullah Gülen için de büyük öneme sahip. Türkiye’nin kendisine iade edilmesi için bürokrasi kanallarını zorladığı bir dönemde Gülen’in ırkçı Trump karşısındaki Hillary Clinton’a büyük miktarda maddi yardımda bulunması, laik kesimin eleştirilerine sebep oldu. Clinton’ın yardımı iade edip etmediği belli değil ama bu durum eski Dışişleri Bakanı’nın başını uzun süre ağrıtacağa benziyor.

 

Amerika’nın 45. başkanı kim olacak kestirmek güç ancak reklamın iyisi ya da kötüsü olmaz mantığıyla hareket eden Donald Trump’ın popüler olduğunu ifade etmeliyim. Son olarak seçimin sonucunu bilemem ama Türkiye’deki gibi seçim sonuçlarını çarpıtan ajansların Amerika’da olmayacağına eminim..

 

 

 

                                           MUHAMMET KÜÇÜKALTUN

 

                                               Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

19.Ara.2015 Be the first to comment! Written by

Geçtiğimiz günlerde Hatay’ın Yayladağı bölgesinde Rusya ya ait bir jetin hava sahası ihlali sebebiyle Türk Hava Kuvvetleri tarafından sınır güvenliği gerekçesiyle jeti düşürtmesi sonucu siyasi ve ekonomik olarak çalkantılı bir dönem yaşanmış, bu durum piyasalarda belirsizlik yaratmıştır. Basındaki bilinmezlik ve bilgi kirliliği bu durumun oluşmasında pay sahibi olmuştur.  Bugünlerde angajman kuralları, hava sahası ihlalleri, yaptırımlar, siyasi ve ekonomik sonuçları sıkça dile getirilmektedir.

Peki nedir bu angajman?

Bir ülkenin başka bir ülke hava sahasını ihlal etmesi veya  o ülkenin topraklarında tehdit arz etmesidir.  Angajman kuralları ise hava sahası ihlali sonucu oluşacak tehdide karşı yapılacak askeri tepkinin şartlarını belirlemektir. Yani yetkili otoritelerce belirlenen genel kurallara uyulması durumudur.

Peki bir ülke kurallara uymadı ve sınır ihlali gerçekleştirdi sonucu ne olur?

Çok açık. “Vurulur”.  Ancak belki bazı ülkeler bazı durumlarda kısa ve uzun vadeli menfaatlerini göz önüne alarak bu duruma göz yumabilirler. Bu durum geçmişimizde mevcuttur.

O halde Türkiye bu ihlale tolerans gösterebilir miydi?

Evet. Ancak bu durum ayyuka çıktıktan sonra olayın siyasi ve toplumsal geri dönüşleri olacaktır ve bunu göze almadığı, almak istemediği için tolerans göstermedi. Çünkü bir devletin asli görevi sınır güvenliğini ve toplumsal bütünlüğünü korumaktır.

            Önceden iki taraf da birbirine tolerans gösteriyordu peki şimdi ne değişti diye soranlar olabilir. Sahne arkasında görevler değişmiş veya çıkar çatışması yaşanmış olabilir. Sorunun temeline inmek gerekirse Rusya ve Türkiye bölgesel ve küresel olaylara farklı perspektiften bakmaktadır. Bunun sonucu olarak farklı hamleler gelmesi kaçınılamaz hale gelmiştir.

            Ortadoğu’nun hiç olmadığı kadar karışık olduğu bu günlerde tabir-i caizse onlarca tilkinin bu topraklarda dolaşıp, kuyruklarının birbirine değmemesi düşünülemezdi.  Rusya için bir parantez açmak gerekirse Putin’in esas hedefi Halep’e kadar olan bölgeyi sağlama almak ve kendi lehine bir ülke kurulana kadar “Esad’lı geçiş”e destek vermektir. Bu noktada Türkiye ile çatışma yaşıyor. Türklerin Rus jetini düşürtmesi bıçağın kemiğe dayandığının bir göstergesidir.

            Uçak krizinin siyasi ve ekonomik karşılığı bir diğer deyişle yaptırımları olacaktır muhakkak.  Bir süre bu yaptırımlar devam edebilir ancak 30 milyar dolarlık ticaret hacmini göz ardı edebilecek büyüklükte bir Rusya yok karşımızda. Hele ki Avrupa’nın da Rusya’ya ambargosu devam ederken.  Şüphesiz ki bu durum iki tarafı da olumsuz etkileyecektir. Putin; Tatilcileri, öğrencileri, iş adamlarını geri çağırarak, meyve sebze ithalatını durdurarak Rus halkını zor duruma sokuyor. Ancak siyasi hırslarını bir kenara bırakıp rasyonel düşünerek kararlar vermesi, engellerin aşılmasını kolaylaştıracaktır.

            Krizi Türkiye açısından ele alacak olursak meyveleri satacak yeni pazarlar bir bir bulunurken, Suudi Arabistan ile doğalgaz antlaşması imzalanmışken,  Irak Kürt Bölgesel Yönetimi(IKBY) ‘nin Türkiye’ye doğalgaz ve petrol göndermek için çalışmaya başladığını duyurmuşken felaket senaryoları yazmaya gerek yok. Krizin Rusya tarafından daha da ileri gidilerek bir ileri boyuta taşınması onlar adına hiçte akılcı olmaz. Boğazdan geçerken elinde silahıyla güvertede asker bekletmek ancak siyasi gerilimi artırır. Şunu da belirtmeliyiz ki ilişkiler Bakanlar seviyesinde devam etmekte, yani vahim bir durum  yok. Zaten taraflar savaş olmayacağını açıkladı. Savaş ihtimalinde Avrupa’ya giden gazın kesilmesi, boğazların kapatılması ihtimali Rusya’nın elini kolunu bağlamaya yetmekte.

            Sonuç olarak bu krizden iki tarafında zarar göreceği kesindir. Ancak kesin olmayan tek şey normalleşmenin ne zaman olacağı ve telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğmadan sükûnetin sağlanması olacaktır. Gün gelir ambargolar kalkar, yaptırımlar biter ama mühim olan kapanmayacak yaralar açmamak ve telafi edilemeyecek ekonomi zararlar yaşatmamak olmalıdır. Umarım kısa zaman içinde taraflar Atilla İlhan’ın “Ben Sana Mecburum” şiirini hatırlarlar.

 

 

                                                                                                                                                                                                                                           MUHAMMET KÜÇÜKALTUN