Yeniliklerden Haberdar Ol
Kaydol
Hakkı YUCA
Hakkı YUCA (2)

Yeni Medeniyet Derneği Y.K Üyesi

17 Eylül Üniversitesi Genç Kariyer Kulübü Başkanı

  

24.Mar.2016 Be the first to comment! Written by

 

                                                      Alman faşizminin zirvesi : PEGİDA

 

Almanya'da genç nüfusun azalması bazı kesimleri harekete geçirmektedir. ABD'de yapılan bir araştırmaya göre Avrupa nüfusunun %50'sinin ve yine 2050 yılında Alman nüfusunun %10'luk diliminin müslüman olacağı belirtilmiştir. Bu durum aşırı sağcı kesimi rahatsız etmiştir. Son dönemlerde Türk genç nüfusunun artması ve mültecilerin Almanya'ya sığınmasıyla birlikte artan müslüman nüfusu Almanya'da müslümanlara olan kin ve nefreti en üst seviyeye çıkarmıştır. Son yıllarda Türk STK'lara (Sivil Toplum Kuruluşları) ve camiilere gerçekleşen saldırılar bunun göstergesidir. Alman Hükümetinin mülteci politikası aşırı sağcı kesimin tepkisine neden olmuş ve bazı ayaklanmalara sebebiyet vermiştir.

 

20 Ekim 2014 tarihinde Almanya'nın Saksonya eyaletinin başkenti Dresden şehrinde Avrupa'daki İslamlaşmaya karşı bir hareket doğmuştur. Kendilerini PEGİDA olarak tanımlayan 300 kişilik gruptan oluşan hareket bir çok kişinin desteğini de kazanmıştır. PEGİDA almancası 'Patriotische Europäer Gegen die İslamisierung des Abendlandes' baş harflerinden oluşur. Türkçesi 'Batı'nın İslamlaşmasına Karşı Yurtsever Avrupalılar'dır. Günden güne destekçi sayısını arttıran PEGİDA eylemlerinin merkezi olarak Almanya Dresden şehriniseçmiştir. Dresden şehrinin eylemlerin merkezi olarak seçilmesi tesadüf değildir. 1990'lı yıllarda Doğu Almanya'nın bazı illerinde rejime yönelik protestolar gerçekleşmekteydi. ''Biz Halkız'' sloganları ile pazartesi günleri gerçekleşen bu eylemler Dresden'de de büyük ilgi görüyordu. Halk teriminin nazilerin kullandığı bir slogan olması PEGİDA'nın nazilerle ilişkisi olduğunu açıkça göstermektedir. Kurulduğu ilk gün 300 üyesi bulunan hareket her pazartesi yaptığı eylemlerle ilgi çekmiş ve 3 aylık süre içerisinde 25 bin üyeye sahip olmuştur. Bununla yetinmeyip gerek Almanya içi gerekse Avrupa'nın bazı illerinde örgütlenmiş ve örgütlenmeye devam etmektedir. PEGİDA'da lider olarak görülen Lutz Bachmann'ın geçmişi ise çok daha ilginçtir. Uyuşturucu, gasp ve hırsızlık suçlarından sabıkası olan Bachmann gösterilerde baş konuşmacı olarak yer almaktadır. Aşırı sağcıların desteğini alan PEGİDA'nın savunduğu bazı ideolojiler ise şunlardır:

 

-Suç işleyen mültecilerin sınırdışı edilmesi

 

-Mültecilerin Avrupa ülkelerine eşit şekilde dağıtılması

 

-Göçmenlerin Almanya'ya uyum sağlamalarını hızlandırmak

 

Her ne kadar İslam karşıtı bir hareket olarak görülseler de PEGİDA Yönetimi İslam'a değil Batının İslamlaşmasına karşı olduklarını sürekli olarak dile getirmektedir.

 

Alman Hükümeti ile mütemadiyen çatışma halinde olan PEGİDA, Hükümeti her fırsatta sert bir şekilde eleştirmektedir. Yapılan bazı gösterilerde polisin sert müdahalesi veya eylem izni vermemesi bunun bir örneğidir. Yapılan bir eylemde konuşan hareketin lideri Bachmann ''Merkel ihanet eden bir diktatördür ve gidecektir.'' diye konuşmuştur. Her ne kadar bazı siyasi partilerin desteğini alsa da PEGİDA Alman Hükümeti tarafından doğru bir hareket olarak kabul edilmemektedir. Almanya'da bulunan Türk STK'ları, Mülteci kampları ve camiilere yapılan saldırıların arkasında PEGİDA'nın olduğu iddaa edilmektedir. Alman Basınında mülteciler hakkında yayılan yanlış ve iftira haberler PEGİDA'ya olan sempatizanlığı da arttırmaktadır. Yine Alman Basınında yer alan bazı haberlere göre PEGİDA Hareketinin bir dernek veya siyasi partiye dönüştürüleceği belirtilmiş ve bu konu hakkında çalışmalara başlanılacağı iddia edilmiştir.


 

21.Şub.2016 Be the first to comment! Written by

 

Medya’ da Nefret ve Ayrımcılık Söylemi; Alman Medyası

 

Haber diyordu Stephens bir yazısında, gündelik hayatın sınırları içerisinde kendi başımıza deneyimleyebileceğimizin dışındaki dünyayla ilgili bilgilerimizin temel kaynaklarından biri, belki de en önemlisidir. Bu yüzden haberlerin toplumun en temel bilgi kaynağı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Dünya’ da habercilik söz konusu olduğunda ayrımcılığın hemen her türünü hem ana akım medyada hem de daha “beklenmedik” bir biçimde sol medyada görmek mümkündür. Hatta bazen ayrımcılık konusunda daha hassas davrandığını ifade eden yayınlarda bile ayrımcı ve de nefret söylemleri yer bulabilmektedir.

 

Peki medyadaki haberlerin nefret ve ayrımcılık söylemi içerip içermediğini kolaylıkla anlayabilir miyiz?

 

Çınar, bunu özetle; bir gruba, bir grubun üyelerine yönelik ifade nefreti teşvik ediyorsa ve bu teşvikin  sözde geçerli nedeni, o gruba isnat edilen özelliklerse; bir grup, bir kimlik, bu grubun ve/veya kimliğin üyeleri, sırf bu gruba üye oldukları için aşağılanıyor, ikinci sınıf görülüyor, bir şeylerin faili sayılıyor; ya da bu grupların ya da üyelerinin aşağılanmaları,ikinci sınıf görülmeleri, haklarından mahrum edilmeleri meşru gösteriliyor ise o metin, o konuşma,o fotoğraf, o video, o illüstrasyon vs, nefret söylemi içermektedir denebilir.

 

Gelin örnekler üzerinden değerlendirme yapalım. Ve de uluslar arası medyanın ülkemiz hakkındaki haber başlıklarına bakmayı deneyelim.

 

Örnek alacağımız medyada Alman medyası!

 

Tageszeitung- Erdoğan ve Karanlık güçleri/ Bu haber metni  “Düşmanlık/ Savaş Söylemi” ile nefret söylemine verebileceğimiz örneklerden biri…

 

Bild: Gezi olaylarının yıldönümünde Erdoğan polisle halka saldırıyor! Bu haber başlığı da “Abartma/ Çarpıtma” ile nefret söylemi içermektedir…

 

Welt: Dindar bir nesil isteyen Erdoğan gençleri anlamıyor! Yine bu haber başlığı ile de “Simgeleştirme” ile ayrımcılık amaçlanmıştır…

 

Die Welt: Erdoğan tehdit etti! Bu haber başlığı ile Alman medyası “Düşman Söylemi” ile nefret söylemleri içermektedir…

 

Alman medyasından birkaç tane verdiğimiz örneklerin sayısını çoğaltabiliriz. 

 

Alman medyasında nefret söyleminin neden bu denli yaygın olabildiğine dair çok şey söylenebilir. Bunun nedeni olarak ifade edebileceğimiz, iktidarın siyasi emellerinin bir parçası olarak ayrımcı ve nefret içeren bir söylemi toplumsallaştırma çabası olabilir.

 

Almanya’ da ayrımcı ve nefret içeren söylemin çoğu zaman “resmi söylem”e paralel olarak üretilmesi, daha doğrusu çoğu zaman resmi söyleme denk düşmesi, ayrıntılı tarihsel, sosyolojik, sosyal psikolojik analizleri gerekli kılmaktadır. Devletin tek tipleştirici kimlik politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıkan ve yaygınlaşan etnik ve dini ayrımcılığın kökeninde, saldırgan bir milliyetçilik düsturu üzerine kurulmuş olan hâkim ideolojiyi bulmak mümkündür.

 


                                                                                            Hakkı Yuca-İbrahim Sait-İbrahim  Ataç-Yasin Nuri Çakır