Yeniliklerden Haberdar Ol
Kaydol

 

Tarihin kendilerine ARYAN ismini verdiği Hint- Avrupa soyunun arya kolundan gelen bir millet olan perslerin torunları şu an yanı başımızda izlemiş oldukları politikayla birilerinin başını ağrıtırken birilerinin ise tabiri caizse ekmeğine yağ sürüyor diyebiliriz.

 

   Resmi adı İran İslam Cumhuriyeti olan İran gerek bulunduğu konum itibariyle (güneybatı Asya) gerekse komşuları (Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Pakistan, Afganistan, Türkmenistan ) ve izlediği dış politika ile gündemden düşmeyen ateşli ülkelerden birisidir.

 

     İran İslam Cumhuriyeti’ne kısaca göz atmak gerekirse başkenti Tahran olan bu orta doğu ülkesi birden fazla etnik yapı ve inanışı içerisinde barındıran bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. Resmi dili farsça, resmi dini ise Şii İslamiyet’tir. Siyasal sistemi ise evvelce şahlık adı verilen monarşi rejimine sahipken 1979 sonrası daha karmaşık bir hal almıştır.

 

 Ekonomik bağlamda İran uyguladığı politika ve dış konjonktür sebebiyle sıkıntılı zamanlar geçirmiş bir dönem dünyaya açıkken bazı dönemler de kapalı kutu siyaseti izlemiştir. Kapalı kutu siyaseti izlemesinin temel nedeni ise yıllar boyu uygulanmış olan ambargodan kaynaklanmaktadır. Uygulanan bu ambargolar İran’ı ister istemez hem ekonomik hem de sosyo kültürel olarak dünyaya kapalı bir ülke haline getirmiştir.

 

      Konuya bağlılık noktasında ambargo nedir?

 

İspanyolca ‘embargor’ kelimesinden türeyen ambargo durdurmak,  önlemek, tehdit etmek anlamlarına gelmektedir. Literatürde ise bir devletin aldığı siyasi, iktisadi veya askeri nedenlerle ekseriyetle ülkeler arası mal alım satım naklini yasaklayan tedbirlerdir. Bir neslin aklınaysa ambargo denilince İran gelmektedir. Gerek 1979 devrimi öncesi gerekse 79 sonrası ambargoların merkezi haline gelen İran’ın ambargo tarihine bir göz atmak gerekir.

 

İran ilk ambargosuyla 1979 devriminden önce tanışmıştır. Başbakan Muhammed Musaddık’ın (1951-1953) petrolün millileştirilmesi politikasıyla İngilizlerin İran petrolleri üzerindeki kontrolü sona erdirmeye çalışması sonucu İngiltere ambargosuyla karşılaşmıştır. ABD destekli Ajax operasyonu isimli darbeyle devrilmiş ve ambargo kalkmıştır.

 

   Devrim sonrası ilk ambargo ise ‘ rehine krizi ‘ (1980-1983) ile başlamıştır. İran’da petrol alanında faaliyet gösteren ABD şirketleri ülkeyi terk etmiştir. Bu durum devrim öncesi günde 4 milyon varil olan ihracın 1 milyon civarına düşmesine sebep olmuştur. Bu ve bunun gibi gıda, sağlık, teknoloji sanayi, askeri ve birçok alanda uygulanan ambargo yaklaşık 35 yıl devam etmiştir. Yer yer azalan ambargo dönemleri de mevcuttur. 1997 yılında Muhammed Hatemi ’nin Cumhurbaşkanı olması ile birlikte ekonomik ve siyasi reformlarla ilgili açıklamaları sebebiyle ABD,  reforma destek amaçlı ambargoları gevşetmiştir. 2000 yılında ise yine reformistlerin başta olmasıyla petrol hariç olmak kaydıyla ambargolar kaldırılmış Ahmedinejad döneminde nükleer kriz nedeniyle tekrar arttırılmıştır. Günümüzde ise yıllardır süren ambargoların kalkmasıyla dünya ekonomisinde nelerin değişeceği merak uyandırmaktadır.

 

            Ambargo kalktı. Şimdi ne olacak?

 

 Öncelikle kalkan ambargoyla uluslararası bankalarda dondurulmuş olan 100 milyar dolarlık varlık serbest kalacak. Uluslararası şirketler petrol rezervlerinde 4.lüğü taşıyan İran’a akın etmeye başladı bile. Finansal olarak da serbest kalan İran’ın küresel bankacılık sistemine hızlı bir dönüş yapacağı öngörülüyor. Bu ihtimaller dünyanın kilit noktasında bazı dengelerin değişeceğinin habercisidir.

 

   Buraya kadar İran’a uygulanan ambargoları tahlil etmeye çalıştık. Peki değişen dengelerle ambargo sonrası bizim ilişkilerimiz ne halde?

 

   Öncelikle bize yansıması olumlu gözükmektedir. Ambargo süreci İran’a olan ihracatımıza büyük darbe vurmuştur. Şimdi ise iki ülke ticaret hacmini arttırmanın peşindedir. Bu ticaret hacmini yoğunlukla doğalgaz oluşturuyor. Ambargonun kalkmasıyla İran’dan alınan doğalgaz miktarı arttırılabilir. Ancak bundan da önemlisi İran’dan alınan gazın TANAP (trans Anadolu doğalgaz boru hattı projesi) vasıtasıyla Türkiye üzerinden Avrupa ya taşınması gündemdedir. İran’ın ise böyle bir projeye katılmaktan başka pek bir şansı olduğu gözükmüyor. İlk etabı 2018 de tamamlanacak proje ile yılda 16 milyar metreküp, daha sonra 31 milyar metreküp gaz taşınması hedeflenmektedir.

 

   İran Kuzey Irak’tan Ceyhan’a petrol akışı başlamadan önce Türkiye’nin petrol ihtiyacının  % 51 ini karşılıyordu. Ambargo sonrası ithalat bu orandan %28.5 e gerilemiştir. Ekonomi bakanı ise İran’ı ambargo sonrası ticaretin arttırılacağı hedef ülke ilan etti. Enerji ticaretinin yanı sıra bankacılık, turizm, telekomünikasyon, ulaştırma konularında anlaşma sağlanıp faaliyette bulunulabilir. Dolayısıyla komşu olan iki ülke arasında ticaret hacmi arttırılmalıdır. Ülkede yaşayan ve İran nüfusunun % 40’ını Azerbaycan Türklerinin oluşturması ülkemize olan ilgiyi bir hayli üst seviyede tutmuş bununla birlikte Türk mallarına olan alakayı arttırmış bu da ticarete azımsanmayacak şekilde yansımıştır. İran’ın Türkiye’yi Avrupa’ya açılan kapı olarak görmekten başka şansı yoktur.

 

Aşağıda Türkiye ve İran arasındaki ekonomik ve ticari hacimlerin rakamsal boyutları verilmektedir.

 

İkili Ticari ve Ekonomik İlişkiler:

 

Türkiye - İran İthalat ve İhracat Rakamları (milyar ABD Doları)

 

 

2011

2012

2013

2014

2015

İhracatımız

3.59

9.92

4.19

3.88

3.67

İthalatımız

12.46

11.97

10.38

9.83

6.10

Hacim

16.05

21.89

14.57

13.71

9.77

Denge

-8.87

-2.05

-6.19

-5.95

-2.43

 

Kaynak: TÜİK

 

Başlıca ihraç ürünlerimiz: Altın, çelik profil, lif levha ve otomotiv yan sanayi ürünleri.

 

Başlıca ithalat ürünlerimiz: Petrol ve petrol ürünleri, doğalgaz.

 

Ülkemize gelen İranlı turist sayısı: 1.590.664 (2014), 1.700.385 (2015).

 

 

 

                                                                                                  

 

 

 

http://www.haberler.com/iran-a-uygulanan-ambargonun-tarihcesi-7509601-haberi/

 

http://www.al-monitor.com/pulse/tr/originals/2015/04/turkey-iran-how-will-benefit-from-lifting.html# 

 

http://www.milliyet.com.tr/iran-la-ambargo-kalkti-konut-2181716/

 

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ran

 

anahtar kelime: İran, Türkiye, ambargo, ticaret

 

                                                                                                   oğuzhan özcal

 

 

 

 

 

Published in Türkiye Gündemi

 

İranda kı devrimin ayak sesleri  aslında yıllar öncesinden duyulmuştur. 1941 yılından 1979’a kadar İran’ın başında Muhammet Rıza Şah Pehlevi  buluyordu. Özellikle din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak isteyen Muhammet Rıza Şah, töre kanunlarını kaldırıp yerine hükümetin koyduğu yasalara uyma, kadın hakları gibi birçok yenilikçi reformda bulunmuştur. Yapılan bu reform hareketleri ülkeyi geliştirip çağdaşlaştıran gelişmeler gibi gözükse de özellikle din üzerindeki gelişmeler ülkedeki komünist ve  dindar kesimin nefretini kazanmasında fazlasıyla etkili olmuştu. Dindar kesimden aldığı büyük tepkilere rağmen ‘kozmopolit şehir hayatı’ kavramını yaşatmaya devam etmiştir.Şah yönetiminde halkın yoksullaşması, gelir dağılımı adaletsizliği, hükümetin finansal yetersizliği,  ve Şah Pehlevi‘nin hakçı olmayan politikası bu devrimin ayak seslerini duymak için yeterliydi. 1979 yılına gelindiğinde ise ayak  sesleri  artık Şah’ın üzerindeydi ve  Şah Pehlevi  hanedanı  Ayetullah Hümeyni  önderliğinde devrildi.  Ayetullah hümeyni  İran’ın tüm yapısını değiştirerek islam devleti  haline getirmiştir.

 

İran İslam Devrimi tüm toplumun yapısını baştan sona değiştirerek 20.yüzyılın en önemli dönüm noktası haline gelmiştir. İran ve Suudi Arbistan arasında gerginlikleri İran İslam Devriminden sonra  gözle görünür bir şekle bürünmüştür.  Pehlevi monarşişi döneminde İran ve Suudi Arabista arasındaki gerginliğinliğin temel sebebi ise  Basra Körfezi’nin hakimiyeti idi. İki ülke arasındaki Basra Körfezi  hakimiyeti gerginliğin  jeopolitik boyutu idi. Körfez güvenliği için  ABD’nin  vazgeçilmez müttefiki olma konusunda rekabet içine girmişlerdi.  1979 İslam Devriminden sonra  iki ülke arasındaki gerginliğin  jeopolitik boyutuna, ideolojik  boyutuda eklenmiş oldu.

 

Ortadoğu ülkeleri, devrimle birlikte İran yönetiminden tehdit algılamaya başlamıştı.  1980 yılında Saddam Hüseyin’in liderliğinde Irak’ın, tam bir devrim karmaşı yaşayan İran’a  saldırmasıyla sekiz yıl süren Irak-İran Savaşı başlamıştı. Suudi Arabistan bu savaşta  Irak’a yani Saddam Hüseyin’e destek vermiştir. Çünkü  Suudi Arabistan İran’ın bölgedeki  Şii İslamcı Hareketlerini desteklemesinden endişe duyuyordu. Bu endişenin gerçekleşmesini istemeyen Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, Oman, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri birleşerek  1981 yılında Körfez İşbirliği Konseyi’ni (KİK) kurmuşlardır.  4 Şubat 1981 tarihinde Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da kurulan KİK’in amacı, üye ülkeler arasında bütünleşmeyi sağlamak, konseye   üye olan ülkelerin ekonomik ve siyasi güçlerini bir araya getirerek bölgesel bir güç oluşturmaktır. Körfez ülkeleri , Basra Körfezi’nde ki muhtemel bir  İran hakimiyetini kendileri için tehdit olarak görmüşlerdir. Ayrıca iki ülke arasında ki gerginlik Mekke’de Suudi güvenlik güçleri  ile Şiiler arasında çıkan olaylarda yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesiyle daha da perçinlenmiştir .Suudi Arabistan  İran ile olan diplomatik ilişkilerini 1988-1991 yılları arasında dondurmuştur. İran-Irak Savaşı’nın 1988’de son bulması ile Ortadoğunun üç büyük gücü olan İran, Irak ve Suudi Arabistan arasındaki güç dengesi yeniden tesis edilmiştir  ve böylelikle Suudi Arabistan-İran arasındaki gerginlik yerini  yakınlaşmaya bırakmıştır. İki ülke arasında iyileşme dönemi sayılabilecek 1997 yılında, İran’da Cumhurbaşkanı seçilen Muhammet Hatemi  ılımlı davranışlar sergilemiştir. Hatemi  1999’da Suudi Arabistani ziyaret ederek ilişkelerin dahada yumuşamasında etkili olmuştur. 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesi üzerine Saddam Hüseyin hükümetinin düşmesi  İran-Suudi Arabistan ilişkilerinin yumuşamasının önüne set çekmiştir.

 

Suudi Arabistan ve İran arasında ki son gerginliğin sebebi ise nükleer anlaşma ve Arap Baharı olarak görülmüştür. Suudi Arabistan İran’ın nükleer enerji  programını  güvensizlikle takip etmekteydi. Aslında  Suudi Arabistan’ın bu olaya karşı olan güvensiz tutumunun nedeni, İran’ın güç kazanmasından korkmasıydı.  Uluslararası sistemden dışlanıp yalnız kalan İran’ın  nükleer anlaşmadan sonra bu yanlızlıktan kurtulup güç sahibi olması bu korkunun temel sebebi olmuştu.

 

Ortadoğunun bölgesel siyasetinde birbirinden hem varoluşşal  hemde çıkarlar bakımından oldukça farklı iki büyük bölgesel gücü olan İran ile Suudi Arabistan arasındaki gerginliği,  Şii din adamı Şeyh Nimr El-Nimr’in idamı tekrar alevlendirmiştir.  Şii din adamı Şeyh Nimr El-Nimr, Suudi Arabistanda ki Şii azınlığın önde gelen liderlerindendi. Nimr kamuoyu önünde Suudi Arabistan yönetimini eleştirip, Katif bölgesinde ki kitlesel protesto hareketlerininde başında idi. Şeyh Nimr El-Nimr’in idam edilmesi İran’ın Suudi Arabistana karşı tutumunu sertleştirmesinde, aralarındaki gerginliğin artmasında en büyük sebep olmuştur. Bölgenin en önemli Şii aktörü olan İran , Suudi Arabistan’ın  İran’daki temsilciliklerine saldıralar düzenleyerek tepki vermiştir. Suudi Arabistan hükümeti ise yapılan saldıralar gerekçesi ile  İran’la tüm diplomatik ticari ilişkileri kestiğini bildirmiştir.

 

Şeyh Nimr El-Nim’in idamı İran ve Suudi Arabistan arasında aslında yeni bir gerginlik yaratmamıştır.  1400 yıldır süregelen Sünni-Şii Savaşının sesi olmuştur. Nimr’in idamının altını çizdiği asıl konu, Ortadoğu da Sünni-Şii kavgasının hala devam etmekte olduğudur.

 

Published in Özlem YİĞİT