Yeniliklerden Haberdar Ol
Kaydol
Terör Örgütleri
Terör Örgütleri (4)

21.Şub.2016 Be the first to comment! Written by

 

    Terörizm hiçbir hukuki ve ahlaki değerleri dikkate almamakla birlikte; ırk,mezhep ve cinsiyet ayrımı da yapmamaktadır . Terör örgütleri hiçbir düzeni  ve kuralı kabul etmemektedirler . Şu anki dünyada terörizm sadece bir devletin,bir ulusun değil,genel hatlarıyla tüm dünyayı  tehdit eden bir unsur haline gelmiştir . Aum Shinrikyo örgütü de bu tanımlamaya tam anlamıyla uyan bir örgüttür.

    Şubat 1984’te Shoko Asahara tarafından  kurulan ‘’aum inc.’’ adında bir 
yoga okuluyla başlamıştır . Bu okulun kurucusu olan Shoko Asahara’nın gerçek ismi Chizuo Matsumoto’dur . Matsumoto kendini ruhani bir güç olarak görmekte ve bununla doğru orantılı olarakta üye sayısını hızla arttırmaktadır . İlk başlarda tamamen yoga eğitimine odaklı insanların toplandığı bir yer olan okul,daha sonralarda ise çok büyük ses getirecek terörizm faaliyetlerinin merkezi haline gelecektir . Şubat 1985’te ‘’Twilight Zone’’ dergisinde yayınlanan makalede Lotus Pozisyonun’da yerden birkaç santim yükselmiş bir fotoğrafıyla beraber görünen Matsumoto hızla kendine yeni üyeler kazanmıştır.
    Matsumoto Ağustos 1988’de Fuji Dağında ki Fujinomiya bölgesinde bir merkez kurdu. Buradaki amaçları 
Dünyanın kurtuluşunun ancak dünyadaki nüfusun azalmasıyla olacağı inancını taşımalarıydı. İnançlarına göre 30.000 kişi sağlandığında kıyametten kurtulacaklardı . Matsumoto’ya ilk kimyasal silah programını öneren kişi Seiichi Endo olmuştur.
    Avukat olan Tsutsumi Sakamoto araştırmalar yaparak bu inançların ve söylenen durumların yalan olduğunu ve bu oluşumun yozlaşmış bir düzen olduğunu açıkladı . İnsanlara bu durumu anlatmak için bir çaba sarfetti . Sakamoto ya çeşitli uyarılar yapılarak bunları anlatmaktan vazgeçmesi istendi ancak Sakamoto pes etmedi ve geri çekilmedi . Bunun üzerine Matsumoto avukatın suikast emrini verdi . Bunu yapanın sadakat testinden geçeceğini söylediler. Suikasti Tomosama Nakagawa düzenledi . Sakamoto,eşi ve çocuğunu öldürdü.Bu suikastin önemli 2 yönü olacaktı.İlki kimyasal bir suikast olması,ikincisi ise bu örgütün karşısında durmak isteyenlere açık bir mesaj olmasıydı.Bu olay araştırılıp ailenin kaybolduğu ortaya çıktığında olay yerinde örgütün rozeti bulunmuştur.İmza niteliğinde olan bu rozet herkeze açık bir mesaj niteliği taşımaktadır.Siyasete girmek isteyen ve bu olayın sonucunda büyük bir hezimet ve üye kaybeden örgüt,yer altına çekilip sadece terör eylemlerine yönelme kararı almıştır.Örgütün en büyük kaynağı insandır.Örgütün üyeleri genellikle tıp,kimya,biyoloji ve mühendislik eğitimi almış bireylerdir.Bu da kimsayal silahlarla eylem yapma özelliğini geliştirmiş ve nükleer savaşı desteklemelerine yol açmıştır . Örgüt bugünlerde ALEPH adıyla bilinmektedir. Bu değişimle beraber eylemsizlik kararı alınmış ve Shoko 
Asahara 29 Ocak 2009’da asılarak idam edilmiştir.



Taşkın TAŞAR


KAYNAKÇA
BAL, İhsan, ÖZEREN, Süleyman, Dünyadan Örneklerle Terörle Mücadele, Ankara, Usak Yayınları, 2010

http://www.uludagsozluk.com/k/aum-shinrikyo/
http://www.atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&articleid=366
http://www.terororgutleri.com/aum-shinrikyo-orgutunun-yapisi/
http://arsiv.mmo.org.tr/pdf/11240.pdf
http://www.academia.edu/4972000/Aum_Shinrikyo_by_Batuhan_Özdemir


 

20.Şub.2016 Be the first to comment! Written by

 

Güneydoğu Asya; Filipinler ve Terör

 

  Terör, dünya gelişip büyüdükçe dini ayrıştırmaların, ekonomik durumların, siyasal olayların sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıştırıcı, şiddet içeren, korku salan, ölmeye ve öldürmeye odaklanan eylemler bütünüdür. Kamuoyunu ayarlayıp , devlete karşı ayaklanma sağlayan yapılardır.

 

  Geçmişten günümüze terör incelendiğinde yapmış oldukları  faaliyetler ile devletler çökerten, yerine  yeni devletler kuran bir yapıdır. Kişiler veya gruplar, genelde hükümetler tarafından yapıldığı söylenen yanlışlıkların düzeltilme umudunun kaybedilmesi ile eylemci olmaktan çıkar. Terörist diye adlandırılır. Kimisine göre terörist olan kişiler bazısına göre ise kahraman ilan edilebilir.  Bu konuda Nocella  ‘’Terörü tanımlamak’’ adlı makalesinde açıklamıştır. İsrail halkının gözünde bir terörist olan Filistinli asker, Filistin halkı tarafından barışın, bağımsızlığın göstergesi olabilir.

 

   Bugün küreselleşmenin zirvede olduğu, ülkelerin ve insanların sahip olma isteğinin sınırsız olduğu dünyada yedi milyar insan için terör tehlike arz etmektedir.

 

   11 Eylül Saldırıları, Malta’da otel baskını, Burukino Faso’da canlı bomba. Fransa’da Paris olayları, İngiltere Londra’da hükümete karşı ayaklanmalar. Almanya Hamburg’ta yaşananlar. Ülkemizde başkent Ankara’da canlı bomba ve Sultanahmet’teki turistlere yapılan hain saldırı. Irak’ta Suriye’de DAEŞ,PYD,YPG PKK dehşeti…

 

   ABD, Avrupa, Ortadoğu’da yaşanan olaylar dışında birde Asya’da hemen hemen aynı nedenlerle aynı bahaneler ile yaşanan terör meselesi.

 

  Güney Doğu Asya’da 96 milyon nüfuslu, yaş ortalamasının 23 olduğu adalar ülkesi Filipinler’de de durum diğerlerinden farksız. Yüzde 5’i Müslüman, çoğunluğu ise hıristiyan olan ülkede birçok etnik grup bir arada yaşamaktadır.

 

    Filipinler birçoğumuzun bilmediği ancak büyük ölçüde Müslümanlaşmış ve İslam’ın yaşanabilir kılındığı önemli iki bölgesini (Sulu ve Mindanao) günümüze kadar güçlükle getirebilmiş bir ülkedir. Filipinler farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış ve siyasi alanda sancılı süreçlerden geçmiştir.

 

 

 

   Bilindiğinden daha eski bir İslami tarihe sahip olan bu ülke İslamiyet ile ilk temasını 9.ve 10. yüzyıllarda gerçekleştirmiştir. Kızıldeniz’den Çin denizine kadar uzanan ve denetimini Müslümanların yaptığı milletlerarası deniz ticaretine katılmasıyla gerçekleşen temas barışçıl yollar ile ilerlemekteydi. İspanyolların bölgeye gelmesiyle İslami yapılanma engellenmeye çalışılmış, ayrılıkçı gruplar oluşturulmuştur. İspanyolların Katolikleştirme politikasına hiçbir zaman boyun eğmeyen Sulu ve Mindanao’da ki Müslümanlar direnişin ilk safhasını başlatmışlardır. Kültürel, sosyal ve dini bakımdan diğer gruplardan ayrılan Moro Müslümanları kendi aralarında birçok etnik gruba ayrılmaktadır.

 

   Yapılan politikalara karşı Müslüman grupların kendi kimliklerine sıkı sıkıya sarılmaları tüm planları sonuçsuz bırakmıştır. Bunun üzerine cezalandırma, camilerin yıkılması gibi kararlar alınmış bu da günümüze kadar süre gelen düşmanlığın ‘’Moro  İsyanı’’ olarak bildiğimiz 3 asırlık direnişin ilk kıvılcımı olmuştur. 1898 de İspanyol-Amerikan Savaşlarının kaybedilmesiyle Filipinler’in tamamı ABD’ye bırakılmıştır. Moro İsyanı sırasında Müslümanlar Amerikalılara karşı ayaklanmalar başlatmışlardır. Amerikan ordusu ise barışı ve huzuru sağlamak amacıyla Müslüman bölgelere operasyonlar düzenlemiştir. Bu harekatlardan en şiddetlisi ise 1906 yılında binlerce müslümanın katledildiği ‘’buddajo’’ olmuştur. 4 Temmuz 1946 da Filipin Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını kazanması üzerine hükümet bilinçli olarak Hristiyanları Mindanao bölgesine göç etmeye teşvik etmiştir. Yapılan bu bilinçli iskan sonucunda Müslümanlar zaman zaman azınlık durumuna düşmüşlerdir. Haklarını savunmaları beraberinde bağımsızlık isteğini de getirmiştir. Bu istek silahlanmalar ve küçük ayrılıkçı grupların oluşmasıyla kendini göstermeye başlamıştır..

 

    1996 yılında Mindanao Özerk Müslüman Bölgesi (Autonomous Region in Muslim Mindanao – ARMM)’nin kurulması ve birtakım isteklerin yerine getirlmesi  hükümetle olan anlaşmazlığa zaman zaman çözüm olmuştur. Kanlı çatışmalarında varlığını yitirmediği bu bölgede hükümetle olan mücadele hala devam etmektedir.

 

 

 

    Filipinler, tarihinde birçok barış görüşmesine ve kanlı çatışmalara ev sahipliği yapmıştır. Moro İsyanı süresince,Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı(UNDP) kaynaklarına göre 120.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Reuters haber ajansına göre ise 30 yılı aşkın devam eden bu mücadelede 2 milyondan fazla kişi evini terk etmiştir. Bölgede birçok yer altı zenginlikleri bulunmasına rağmen yerel halk çatışmalar nedeniyle bunlardan faydalanamamaktadır. Ayrılıkçı grupların asıl amaçları ülkenin güneyinde bağımsız bir Müslüman devleti kurmaktır. Haklarını savunmaları uğruna yaptıkları faaliyetler onlara terör örgütü sıfatını yüklemiştir.

 

 

 

    Ayrılıkçı grupların başında 1972 de Nur Misuari’nin öncülüğünde kurulan Moro Kurtuluş Cephesi (MNLF) bulunmaktadır. Filipin hükümetinin bu silahlı gruba şiddet kullanarak karşılık vermesi 1996 yılına kadar süre gelen çatışmanın başlangıcı olmuştur. Bu çatışmalar sırasında binlerce kişi hayatını kaybetmiştir. Hükümet ve silahlı örgüt arasında birçok kez barış denemesi yapılmıştır. Son olarak 1996 yılında hükümet ve gerillalar arasında imzalanan anlaşma ülkenin güneyinin bağımsızlığını tanımasa da ARMM (Müslüman Mindanao Özerk Bölgesi)’nin kurulmasında rol oynamıştır. Bu anlaşma 2001 yılında MNLF isyancılarının Filipin ordu karargahına saldırıp 100 kişiyi öldürmeleri sonucunda askıya alınmıştır. Misuari ARMM nin valisi seçilmiş ancak bölge halkının şikayetleri doğrultusunda görevine son verilmiştir. 2009 yılından günümüze kadar görevini sürdürmekte olan Ansaruddin-Abdulmalik A. Adiong ARMM valisi seçilmiştir.

 

 

 

    Hükümetin ülkenin güney kısmında ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmaya yeteri kadar özen göstermemesi MNLF yöneticileri arasında tartışma konusu olmuştur. Günümüzde halen devam eden bu tartışma grup içinde ciddi ayrılıklara sebep olmuş ve yeni gruplar doğurmuştur. (Uluslararası Dini Özgürlük Raporu; 2009)

 

 

 

   Bir diğer ayrılıkçı grup ise, MNLF ile aynı amaç doğrultusunda kurulan MILF’dir. (Moro İslami Kurtuluş Cephesi).  Moro kurtuluş cephesi ile yapılan başarısız anlaşmalar bu grubun kurulmasına neden olmuştur. SalamatHashim önderliğinde kurulan Moro İslami Kurtuluş Cephesi’nin bugün 12.000 militanının bulunduğu söylenmektedir. Amaçları her ne kadar bağımsız bir İslam devleti kurmak olsa da diğer ayrılıkçı gruplara göre isteklerinde daha ısrarcı ve kullandıkları yöntemler daha katıdır.

 

 

 

   Filipin Cumhuriyeti ile birçok kez barış sürecine giren bir diğer grupta MILF’dir. Uzun uğraşlar sonunda Filipin Cumhuriyeti ile 1997 yılında bir ateşkes imzalanmış ancak Hükümetin 2000 yılında MILF’ e karşı savaş ilan etmesi bu ateşkesin son bulmasına neden olmuştur. 8 yılın sonunda Hükümet ile MILF tekrardan barış görüşmeleri için bir masaya oturmuştur. Müslüman bölgenin genişletilmesi ve halkın yönetime katılması gibi kararların alındığı bir uzlaşmaya varılmıştır.

 

 

 

   Bölgedeki Katolik siyasetçiler kendilerine danışılmadan uzlaşmanın şekillenmesine tepki göstermiş ve anlaşmayı engellemek istemişlerdir. Uzlaşma Yüksek Mahkeme tarafından incelenerek 7 ye 8 oy ile durdurulmuştur. Katolik siyasetçilerin bu tepkileri bölgede yeniden tansiyonunun yükselmesine ve birçok sivilin ölümüne sebep olmuştur. (Filipinler Ordusu İstihbarat Raporu, 2003)

 

 

 

  Ülkede diğer İslam gruplarının da kınadığı bir başka ayrılıkçı grup ise Abu Sayyaf Grubudur(ASG). Bu grup bağımsız bir İslam devleti kurmanın yanı sıra Güneydoğu Asya’da dev bir pan-İslam ülkesi kurmayı amaçlamaktadır. 1991 yılında, 450 Militanı olduğu tahmin edilen ASG, AbdurajikAbubakarJanjalani önderliğinde MNLF den ayrılmıştır.

 

 

 

   Amaçları doğrultusunda hareket eden bu grubun faaliyetlerine bakıldığında terör örgütü sıfatının neden yerleştirildiğini daha kolay anlayabiliriz. ABD ve İngiltere’nin terör örgütü listesine yerleşen Abu Sayyaf Grubu adam kaçırma, batılılara yönelik yapılan saldırılar ve bombalamalar gibi birçok eylemde bulunmaktadır. Grubun önderliğini üstlenen Abdurajik Abubakar Janjalani 1998 yılında Filipin polisi tarafından öldürülmüştür.

 

 

 

    Abu Sayyaf, amacı ile yaptığı faaliyetleri çatışan Müslüman ayrılıkçı bir gruptur. Faaliyetlerinin içinde fidye için adam kaçırma ve zorla haraç almanın bulunması, örgütün finansal kar elde etme amacının olduğunu da göstermektedir. Örgütün kısaca yaptığı faaliyetlerden bahsedecek olursak bunların başında Nisan 1995 te İpil kasabasına düzenlediği baskın gelmektedir. 2000 ile 2001 arasında birçok kişiyi zorla alıkoyduğu, kaçırdığı ve öldürdüğü bilinmektedir. Şiddeti ağır basan bu grubun günümüzde 200 ile 500 arasında militanının bulunduğu tahmin edilmektedir.

 

 

 

   ABD’nin terör örgütü listesine aldığı ancak Filipin Cumhuriyeti’nin terör örgütü olarak görmediği bir başka grup ise Yeni Halk Ordusu’dur(New People’sArmy-NPA).  İslamcı gruplardan farklı olarak kurulan komünist militanların oluşturduğu bu grup 30 yılı aşkın bir süredir varlığını sürdürmektedir. 10.000 militanı bulunan örgütle 2001 de başlayan barış görüşmeleri 2004 te hız kazanmıştır.

 

 

 

    Gördüğümüz üzere ele aldığımız ayrılıkçı bu gruplar üzerinden terör kelimesini daha iyi anlamış oluyoruz. Ki günümüzde terör kelimesiyle bu kadar burun burunayken okumuş olduklarımız bizi belki de çokta etkilememiş olabilir. Ancak 1972 yılında Filipin de görülen ilk başkaldırı hareketi yerli  Filipin halkının maruz kaldığı azınlık durumundan kaynaklı kendi dini inanışı ve yaşam tarzını devam ettirmek için başlattığı bir eylemdir. Ülkemiz ile kıyaslanamayacak farklılıklara sahip olsa da terör kelimesi her yerde her dilde her dinde ve her ülke aynıdır. Filipin Cumhuriyetinin Yeni Halk Ordu’su adı altında bulunan terör örgütünü bir terör eylemi olarak görmemesinin altında yatan sebep komünist militanların bulunması ise ve diğer örgütleri İslam yada İslam’ı yaymak adı altında toplandığı için terör örgütü kabul edip çatışmaya girecek kadar gözünü karartıyor ise burda asıl saldırının bir terör örgütüne, ülkeyi bölen, düzeni bozana değil kendi içinde bulunduğu ve azınlık bıraktığı halkının inancına, yaşam tarzına yaptığı saldırıdır. Umut ediyoruz ki Moro halkı ve Filipinler biran önce bir anlaşmaya varır ve barış içinde yaşamlarını sürdürürler.

 

 

 

Berkan ERTAŞ

 

Fatma N. SİGO

 

Şüheda SARIALTIN

 

20.Ara.2015 Be the first to comment! Written by

 

ETA ( Euskadi TAskatasuna) 1959 yılında İspanya ve Fransa hudutları içerisinde yaşayan Bask kökenli topluluğa ait müstakil bir devlet kurma gayesi güden Marksist-Leninist örgütün adıdır. Örgütün ismi Baskça’dır , Türkçesi  “Bask Vatanı ve Özgürlüktür.”

 

İspanya Diktatörü Francisco Franco’ya karşı kurulmuş olan bu örgüt   İspanya'nın kuzeydoğusundaki  ve Fransa'nın güney batısındaki Bask topraklarının hürriyeti için 1968 senesinden bu yana çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur. ETA  zaman içerisinde kültürel hakların savunuculuğundan,silahlı ve ölümcül eylem formatına dönmüştür.

 

ETA’nın kuruluşunun  temelinde 1940’ların sonuna doğru EIA(Eusko Ikasle Alkartasun) “Bask Öğrenci Birliği” ‘ninde etkisi vardır.Çünkü bu birliğin mensuplarıda ETA’nın kuruluşunda katkıda bulunmuştur.1952 yılında 7-8 kişilik bir grup genç ,siyasi inkişafları gözden geçirmek maksatlı Bilbao’da bir platform oluştururlar.Bunlar milliyetçi ailelerden gelmekteydi ve hepside Deusto Üniversitesi öğrencisiydi.Bu öğrencilerin bir kısmıda daha önce EGI(Bask Milliyetçi Partisi[PNV]’nin gençlik kanadı.) ve EIA içerisinde faaliyet göstermişti.Bu grup PNV’nin Franco rejimine karşı mücadelesini eleştirdi.Daha sonra bu gruptan 4 kişi ETA’nın liderlik kadrosuna girmiştir.Yapılan toplantılar sıklaşmaya ve yayınladıkları bildiriler çoğalmaya başlayınca düzenli bir gazete çıkartma kararı alırlar.Çıkardıkları gazetenin adı “Ekin” ‘di.Gazetenin bu isminden dolayı grup Ekin olarak adlandırılmaya başlandı.Ekin’in gayesi Bask dilinin hakim olduğu coğrafyada bağımsız bir Bask Cumhuriyeti inşa etmekti.1953 yılında Ekin, EGI ile ilişkilerini geliştirme sürecine gider.Bask bölgesinde, Guipuzcoa’da birleşme görüşmeleri yapılır.EGI ve Ekin 1956 yılında birleşirler.İki yıl sonra 1958’de PNV yönetimi ile, EGI içerisinde PNV’yi elşetiren bir grubun arası açılır ve aynı yıl bir grup EGI üyesi PNV’den ayrılır,31 Temmuz 1959 yılında partiden ayrılan bir grup ve Ekin üyeleri ETA’yı kurarlar.

 

ETA’nın ilk yankı uyandıran eylemi 18 Temmuz 1961 yılında gerçekleşmiştir.Bu eylem şöyle vuku bulmuştur.İç savaş galibiyetini kutlamak maksatlı San Sebastian ‘a giden Franco yandaşlarını taşıyan bir treni raydan çıkarmaya yönelik olmuştur.Amaçlarına erişemeseler de bu eylem İspanyol Hükümeti’nin dikkatini çekmeyi başarmış ve olay sonrası yapılan operasyonlarda 100’den fazla ETA üyesi tutuklanmıştır.ETA’nın ilk silahlı ve ölümcül eylemi ise 7 Haziran 1968 senesinde meydana gelmiştir.Bu eylem Guipuzcoa ‘nın kuzeyinde bir köy girişinde yapılan yol kontrolünde meydana gelmiştir ve burada çıkan çatışma ETA’nın ilk silahlı eylemi olarak tarihe geçmiştir.Bu olayda ölen Txabi Etxebarrieta için neredeyse tüm Bask bölgesi anma törenleri yapmış,kiliselerde ayinler tertiplenmiş,halk gösteriler yapmıştır.Txabi artık Franco’nun zorbalık rejimine karşı milli bir kahraman haline gelmiştir.Txabi’nin ölümünün üzerine Bask gençliğinin ETA’ya katılım oranında artış gözlemlenmiştir.

 

Bu olaydan daha sonra ETA birazda halkın verdiği destek ile cesaretlenip intikam almak istemiştir.Amacı bu kez  Guipuzcoa bölgesinin siyasal sosyal işler komiseri olan Meltion Manzanas’a suikast düzenlemektir ve bunu Ağustos 1968’ de  Manzanas’ın evinin önünde kafasına sıkılan üç kurşunla gerçekleştirmişlerdir.

 

ETA  içinde yaşanan ideolojik mücadelelere değinecek olursak Aralık 1966 ve Mart 1967 yılında yapılan toplantılarda silahlı mücadele taraftarları (Madariaga,Jose, Etxebarrieta kardeşler vd.) örgütteki hakimiyetlerini ilan edince ETA içinde ayrışma başladı.Troçkist eğilimli bir grup ETA’nın eski üyelerince örgütün siyasi bürosundan atıldılar ve ETA-Berri’yi (Yeni-ETA) kurdular.

 

ETA-Berri kurucuları temel ideolojileri olan Bask Milliyetçiliğinden kopup işçi sınıfına yönelen bir yol benimsediler.1969 yılında “Komünistler”  adlı bir grup oluşturdular ve 1970 de İspanyol Komünist Hareketi adına örgütlendiler.

 

Daha sonra altıncı mecliste (ETA-VI) eski muhafazakar kadro bu meclise katılan işçi sınıfı taraftan radikal yeni kuşak üyelerini ETA’yı İspanyol devrimci Marksist soluna çekmekle suçladılar.Bu suçlanan grup ETA-VI toplantısında “ İspanyol Devleti’nin şiddetle yıkılması ve işçilerin silahlı konseylerinin ülkenin kontrolünü ele alması,işçi konseylerince kabul edilen ‘Bask ulusunun ayrılık ve tekrar birleşme hakkının savunulması,tazminat ödenmeksizin malların toplumsallaştırılması,Bask ve İspanyol dilinin eşitliği gibi kararlar alınmıştır.

 

 

Ali KOZANOĞLU

 

 

 

            KAYNAKÇA

 

http://akademikperspektif.com/2014/11/11/dogusundan-gunumuze-eta-teror-orgutu/

 

https://tr.wikipedia.org/wiki/ETA

 

http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=31&t=2825

 

http://www.terororgutleri.com/etanin-kurulusu/

 

https://tr.wikipedia.org/wiki/Francisco_Franco

 

23.Kas.2015 Be the first to comment! Written by

TALİBAN’IN DÜNÜ VE BUGÜNÜ

Dini öğrenci anlamına gelen “talib” in farsça ve peştunca çoğuludur Taliban. Afgan demek Peştun demektir. Afganistan’da yaşayan milletlere zulmeden Peştunlar 1990ların sonu 2000 lerin başında Afganistan’da şeriat rejimini kuran talibanın ana öğesini oluşturmaktadır.

Talibanın ortaya çıkışı 19.yy’ın ortalarına dayanır. İngiliz sömürgesinden bunalan hint müslümanı halk ayaklanmıştır. Ancak kanlı şekilde bastırılan ayaklanma, halk için bir ders niteliği taşımaktadır. Müslüman alimler bu olayın akabinde medrese ve üniversite kurdurmuşlardır. Daha sonra eğitim alan öğrencilerin 1919 da kurduğu “Cemiyet-i Ulema-i Hint” hilafet hareketiyle İngiliz emperyalizmine tekrar mücadele başlatılmıştır. Pakistan'a modernleşme yolunda büyük artılar kazandıran bu kuruluş Sovyetlerin Afganistanı işgal etmesiyle şekil değiştirmiştir. İslami duygularla işgale direnen ve işgal sonrası kurulan hükümetlerden memnun olmayan en büyük etnik grup olan peştunlar, Taliban adı altında Afganistanda etkili olmuşlardır.

1994 yılında Taliban'ın çıkışına kadar Afganistanda dört etnik grup vardı. Bunlar : Peştunlar,Tacikler, Özbekler, Hazaralardır.(Mücahitler değişik gruplardan oluşurdu, Talibanda tek örgüt değil örgütler koalisyonudur.) Bu gruplar arasında iktidarı ele geçirmek adına büyük ve şiddetli çatışmalar yaşanmıştır.

Taliban'ın doğuş nedeni medresede eğitim görmüş öğrencilerden biri olan Molla Muhammed Ömer'in öncülüğündeki örgüt, "ideal islam toplumu" kurmak ve iktidarı farklı grupların çekişmesinden arındırmaktı.

Taliban örgütü 1994 yılında Karlahanda ortaya çıkan akabinde 1995 yılında başkent Kabil'ide alarak söz hakkını artırmıştır. İlk başlarda iktidardaki mücahitlerden umudunu yitiren halk tarafından olumlu karşılansada daha sonra şiddet ve teröre eğilimin artmasıyla sorun teşkil etmiştir.

 

 

 

Taliban yönetimi süresince 200.000 den fazla kadın savaş nedeniyle dul kalmıştır. 228 ülke arasında 217. sırada olan Afganistan, dünyanın en fakir ülkelerinden birisidir. Bu dul kalan kadınlar ve çocukları yaşamlarını dilencilik yaparak sürdürmektedir.Ülkede kadınlar ve çocuklar dezavantajlı konumdadır. Yasal yaş sınırının altında olmasına karşın ve özellikle borçlara karşılık kız çocuklarının evlendirilmesi artık o coğrafyada normal karşılanmaktadır.15.000 insan sınırdan Pakistan'a geçmiştir.180.000 insan ise ülkenin kuzey ve doğusuna göç etmek zorunda kalmıştır.Terörle kazanılan yönetimler ne derece geçerlidir tartışılır ancak şeriatın kurallarını en ağır şekilde uygulayan Taliban, bununla yetinmeyip muhaliflere göz açtırmamıştır. Görevlendirdikleri din polisleri sayesinde kadın ve kızları evlere hapsetmiş, çocukların okumalarını yasaklamışlardır. Bu yasaklardan sakal bırakma zorunluluğu ile erkeklerde nasibini almıştır.

Afganistan gelişmemiş olmasına rağmen ülkenin belli başlı birçok şehirinde havaalanı vardır. Son yapılan araştırmalara göre Afganistanda bir trilyon ile üç trilyon dolar değerinde keşfedilmemiş zengin mineral ve maden kaynaklarının bulunduğu belirtilmektedir. Bu özellikler ülkeye uluslararası düzeyde bir cazibe yaratmaktadır.

Özgürlüklerin Taliban ile kısıtlandığını iddia edenler, ABD nin Afganistanı işgal etmesiyle  toplumun özgürleştiğini öne sürmüşlerdir.Olayın bir farklı boyutu ise uyuşturucudur. "Özgürleşen" Afganistanda uyuşturucu kullanımı ABD ile tekrar yükselişe geçmiştir. Böyle özgürlükleri savunmalı mıyız, karar sizin. 11 Eylül saldırıları ile günah keçisi ilan edilen Usame Bin Ladin ve güdümündeki El Kaide'ye yardım ettiği ve sakladığı gerekçesiyle ABD ve peşi sıra gelen dünyanın tepkisini çekmiştir. NATO'nun koalisyon güçleri Afganistana girmiş ve Talibanı yönetimden indirmiştir, ancak Molla Ömer'i yakalayamamıştır.Komşu devletleriyle de sorunlar yaşayan Taliban günümüzde hala belli başlı bölgelerin yönetimini elinde tutmaktadır..

                                                                                                     Muhammet Küçükaltun

Kaynakça                                                                           Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

------------------------------------------------------------------------------------------------------

●Mehmet Saray, Afganistan ve Türkler, Ankara: Avrasya Stratejik Araştırmalar                                               , 2002, s.1 veWilliam Maley, The Afghanistan Wars, London: Palgrave Macmıllan, 2002, s.225

 ●Ayhan Gümüş, “Şiddetin Nedenleri”, Toplumsal Bir Sorun Olarak Şiddet Sempozyumu,

Ankara: Eğitim Sen Yayınları, s.13.

●Physıcıans For Human Rıghts, The Talıban’s War On Women: A Health and Human Rights

Crisis in Afghanistan, A Report By Physıcıans For Human Rıghts, Boston: 1998.s. 22

 

●Collins, a.g.e, s. 5